“AİLE” İÇİNDEKİ FEDAKARLIKLAR


Hayvanların bir kısmı, yaşamları boyunca veya çok uzun bir süre diğer aile üyeleriyle birlikte kalırlar. Örneğin penguenler ve kuğular ölene kadar aynı eşle birlikte yaşayan canlılardandır. Dişi filler ve kaplanlar ise anneleri ve hatta anneanneleri ile birlikte kalırlar. Russell Freedman, How Animals Defend Their Young, E.P. Dutton New York, 1978, s.4


Memelilerde genellikle erkekler kendilerine bir aile kurarlar. Bu ailede dişiler ve yavrular bulunur. Ancak aile sahibi olmak özellikle yetişkin hayvanlara önemli sorumluluklar getirir. Erkek, tek başına yaşayan türdeşlerine kıyasla çok daha fazla avlanmalıdır. Ayrıca kendini kolaylıkla koruyabilecekken, artık koruması ve kollaması gereken başka bireyler de vardır. Üstelik savunmasız yavruları korumak, çoğu zaman önemli fedakarlıklar gerektirir.


Hayvanların aile kurabilmek ve sonra da aile bireylerine bakabilmek için büyük çaba harcamaları, hayatlarını tehlikeye atmaları, rahatlarını kaçırmaları üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Hayvanlar neden zor olanı seçmektedirler?


Hayvanların bu tercihleri Darwin'in "güçlü olan yaşar, zayıf olan ise ezilerek yok olur" tezini tamamen geçersiz kılmaktadır. Çünkü ilerleyen bölümlerde çok fazla örneğini göreceğimiz gibi, doğada zayıflar ezilmemekte, aksine çoğu zaman güçlüler tarafından "ölmek pahasına" korunmaktadırlar.



AİLE BİREYLERİNİN BİRBİRLERİNİ TANIMALARI



Penguenler avlanmaya giderlerken, yavrularını birarada bırakırlar. Böylece yavrular birbirlerine sokularak soğuktan korunurlar. Peki penguenler döndüklerinde yavrularını nasıl tanırlar? Allah, penguenleri birbirlerini seslerinden tanıyabilme yeteneği ile yaratmıştır. Bu sayede birbirinin tıpatıp aynısı olan penguenler, yavrularını ve eşlerini kolaylıkla tanıyabilirler.

Toplu olarak yaşayabilmeleri için her şeyden önce, bir aileye mensup canlıların birbirlerini tanıyabilmeleri gereklidir. Nitekim oldukça geniş alanlarda, çok kalabalık koloniler halinde yaşayan canlılar dahi kendi yavrularını, eşlerini, anne-babalarını veya kardeşlerini tanıyabilirler.



Her türün birbirini tanıma yöntemi farklıdır. Örneğin yerde yuva yapan kuşlar, yavrularının hem sesini, hem de görüntüsünü tanırlar. Bunlardan biri olan Ringa balığı martıları ise yavrularını çok büyük koloniler içinde yetiştirir. Ancak buna rağmen, yavruları görüş alanlarında olmasa dahi, onların ihtiyaç içindeki seslenişlerine hemen karşılık verebilirler, kesinlikle onların sesini diğerleri ile karıştırmazlar. Yavrularının bulunduğu alana yabancı bir yavru girdiğinde hemen ayırt ederek onu o bölgeden uzaklaştırırlar.


Memeliler ise yavrularını genellikle kokularından tanırlar. Yavru doğar doğmaz anne onu koklar ve bundan sonra yavrusunu kesinlikle diğer yavrularla karıştırmaz.


Bu konuda en başarılı canlılardan biri penguenlerdir. Birbirlerinin aynısı olan bu canlıların arasında, dikkatli bir gözle bakıldığında dahi, ayırım yapabilmek neredeyse imkansızdır. Bu yüzden penguen ailesinin üyelerinin birbirlerini hiç güçlük çekmeden tanıyabilmeleri oldukça şaşırtıcıdır. Özellikle de dişi penguenin 2-3 ay boyunca eşi ve yavrusu için yiyecek aramaya gidip, dönüşte her ikisini de tanıyabildiği düşünülürse…



Birçok memeli hayvan yavrusunu doğduktan hemen sonra yalayarak temizler ve bu sırada onun kokusunu da tanımış olur. Bu sayede yavrusunu diğer hayvanların arasından rahatlıkla ayırt edebilir.

Anne penguen 2 veya 3 ay sonra geri döndüğünde, yüzlerce penguen arasından yavrusunu ve eşini kolaylıkla bulur. Daha da ilginç olanı, yetişkin penguenler denize avlanmaya gitmeden önce kolonideki tüm yavruları toplarlar ve onları sanki bir çocuk yuvasındaymış gibi birarada bırakırlar. Bu davranışları dondurucu soğuğa karşı bir önlemdir. Birarada duran yavrular sıkıca birbirlerine yaklaşırlar ve böylece ısınırlar. Ancak bir sorun vardır? Yetişkin penguenler avlanmadan döndüklerinde yüzlerce yavru arasından kendi yavrularını nasıl bulacaklardır? Bu, penguenler için bir sorun değildir. Her penguen döndüğünde sesinin en yüksek tonuyla bağırmaya başlar ve her yavru annesini veya babasını sesinden tanıyarak onların yanına gider.


Kuşkusuz binlerce penguen arasında birbirlerini ayırt etmelerini sağlayacak en uygun yöntem seslerinden tanımalarıdır. Peki nasıl olmuş da görünümleri tıpatıp aynı olduğu halde birbirlerini ayırt edebilmek için penguenlerin her biri farklı farklı seslere sahip olmuşlardır? Dahası penguenler birbirlerinin seslerini ayırt etme yeteneğini nereden kazanmışlardır? Hiçbir penguen bu özellikleri ve yetenekleri kendi iradesiyle akletmiş ve kazanmış olamaz. Bunların, penguenlere "verilmiş" olması gereklidir. Peki bu özellik ve yetenekleri onlara veren kimdir? Evrimcilere göre "doğa" vermiştir. Acaba doğanın hangi öğesi hayvanlara böyle bir bilinci kazandırabilir? Kutup bölgesindeki buzlar mı? Kayalıklar mı? Elbette cevap bunların hiçbiri olamaz çünkü evrimcilerin birçok güç ve yetenek atfettikleri doğa taştan, kayalardan, ağaçlardan, buzlardan oluşan, ve kendisi de yaratılmış olan bir varlıklar bütünüdür. O halde yukarıdaki sorunun cevabı açıktır: Penguenlerin her birini farklı bir ses ve diğerlerinin sesini tanıma yeteneği ile yaratan ve böylece yaşantılarını kolaylaştıran, her şeyi "kusursuzca var eden" Allah'tır.

 

SOYUN DEVAMI VE YAVRULARI KORUMAK UĞRUNA GÖSTERİLEN FEDAKARLIKLAR


Birçok hayvan türü üreyebilmek, yumurtalarını veya yavrularını koruyabilmek için büyük fedakarlıklarda bulunur ve zorluklara katlanır. Hatta kimi zaman bu uğurda "ölümü göze alan" canlılar vardır. Yumurtlamak için kilometrelerce uzağa göç edenler, çok detaylı ve uğraşılı yuvalar inşa edenler, çiftleşme veya yumurtlama sonrası ölenler, yumurtalarını haftalarca ağızlarında taşıyıp bu esnada beslenemeyenler, yumurtalarının başında haftalarca nöbet bekleyenler…


Aslında bu fedakarlıkların her biri önemli bir amaca hizmet etmektedir: Canlı türlerinin soylarının devamı… Zayıf ve güçsüz yavrular ancak yetişkin ve güçlü olanlar tarafından bakılıp korunurlarsa hayatta kalabilirler. Doğduğu anda terk edilen bir ceylanın veya herhangi bir yere bırakılan kuş yumurtalarının kuşkusuz kendi başlarına yaşama şansı hemen hemen yok gibidir. Ancak canlılar, hiçbir üşengeçlik, bıkkınlık ya da çekimserlik göstermeden bu güçsüz yavruların bütün sorumluluğunu üzerlerine alırlar. Her biri Allah'ın kendilerine ilham ettiği görevlerini eksiksizce yerine getirir.



İlginç olan bir diğer nokta da şudur: Yavrularına ve yumurtalarına en itinalı bakımı ve korumayı gösteren canlılar, en az üreyen canlılardır. Örneğin kuşlar her yıl az sayıda yumurta üretirler ve bu yumurtalarını büyük bir titizlikle korurlar. Aynı şekilde memeli hayvanlar da genellikle bir veya iki yavru sahibi olurlar ve çok uzun süre yavrularının bakımını ve korunmasını üstlenirler. Ancak bir kerede binlerce yumurta bırakan bazı balıklar veya böcekler, veya her yıl birkaç kez çok sayıda yavrulayan fareler gibi bazı canlılar ise yumurtalarına veya yavrularına aynı itinayı göstermezler. Ancak çok sayıda oldukları için bunlardan bir bölümünün yaşaması bile neslin devamı için yeterlidir. Aksi takdirde ise, yani çok fazla yavrulayanların her yavruyu büyük özverilerle yaşatması durumunda, dünyanın ekolojik dengesinde önemli bozulmalar olabilirdi.


Örneğin çok fazla üreyen çayır fareleri için böyle bir durum söz konusu olsa, çayır fareleri tüm dünyayı istila edecek kadar fazla üreyebilirlerdi. Kuşkusuz ekolojik dengenin korunmasında önemli bir faktör olan üremenin, bu canlılar tarafından denetlenmesi ve bilinçli bir şekilde kontrol altında tutularak dengelenmesi imkansızdır.


Bu canlıların hiçbiri bilinçli varlıklar değillerdir. Dolayısıyla ne soylarının devamı için üremeleri gerektiğini hesaplamaları, ne de ürerken doğanın dengesini düşünerek buna uygun davranış belirlemeleri bu canlılardan beklenemez. Doğanın dengesinin bu şekilde korunuyor olması, her bir canlının kendisine yüklenen sorumluluğu eksiksizce ve istisna yapmadan yerine getirmesi, her birinin tek bir İradenin kontrolünde hareket ettiğinin önemli bir göstergesidir. Doğada hiçbir canlı başıboş ve denetimsiz değildir. Hepsi kendilerini var eden Allah'a boyun eğmiş olarak hareket ederler.


Allah Kuran'da Kendisi'nin izni olmadan hiçbir canlının üreyemeyeceğini, yaşayacak ve ölecek olanı da Kendisi'nin belirlediğini şöyle haber vermektedir:


Allah, her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O'nun katında her şey bir miktar (ölçü) iledir. (Rad Suresi, 8)
… O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da… (Fussilet Suresi, 47)


Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan eder, dilediğine de erkek armağan eder. Veya erkekler ve dişiler olarak çift (ikiz) verir. Dilediğini kısır bırakır. Gerçekten O, bilendir, güç yetirendir. (Şura Suresi, 49-50)